Antik Çağda Anadolu’da Bağcılık

5 ay önce

Anadolu’da kazılar sırasında Neolitik yerleşmelerin sadece ikisinde yabani üzüm çekirdekleri tespit edilmiştir. Bunlardan biri Nevali Çori (İ.Ö.8400-8200) (Şanlıurfa-Hilvan ilçesi), diğeri ise Canhasan III (Karaman-Canhasan köyü) iskanıdır. Bu dönemde asmanın kültüre alınmış olduğunu gösteren bir kanıt yoktur. Ayrıca Anadolu Neolitiği’nin sınırlı sayıdaki kap formları bir şarap kültürünün varlığını işaret etmesi bakımından da çok yeterli değildir.

Bağcılık için yerkürenin en elverişli iklim kuşağı üzerinde bulunan ülkemiz, asmanın gen merkezi olmasının yanı sıra son derece eski ve köklü bir bağcılık kültürüne de sahiptir. Anadolu 'da bağcılık kültürünün tarihi oldukça eskidir. Yapılan arkeolojik kazılardan Anadolu 'da bağcılık kültürünün M.Ö. 3500 yılına kadar dayandığı saptanmıştır.

Ülkemizin değişik yörelerinden arkeolojik kazılardan çıkarılan tarihi eserlerde üzümle ilgili şekil ve kabartmaların yer alması, o yörede bağcılık kültürünün yaygın olduğuna işaret eden en önemli göstergelerdir. Gerçekten ülkemizde her bölgede yapılan kazılarda bağcılıkla ilgili tarih öncesi devirlere ait önemli eserler bulunmuştur.

Neolitik dönemin ardından gelen ve Kalkolitik olarak adlandırılan dönemde (İ.Ö.4800-3000) iskan görmüş höyük kazılarında (Korucutepe-Elazığ-Aşağı İçme köyü; Kurbanhöyük-Şanlıurfa-Cümcüme köyü; Oylumhöyük-Kilis-Oylum köyü) ele geçen üzüm çekirdeklerinin çoğunluğu yabani asma ürünü olmalarına karşın, Hassekhöyük’de (Şanlıurfa-Siverek-Yukarı Tillakin köyü) asmanın kültüre alındığını gösteren üzüm çekirdekleri bulunmuştur.

Kalkolitik dönem kültürü değişik kap formlarının özellikle kadeh türü kapların ortaya çıkmaya başladığı bir dönemdir ve bağcılığın ve şarap üretiminin Anadolu’ya bu dönemde yayılmış olduğunu ileri sürmek mümkündür.

İ.Ö.3.binin ikinci yarısına tarihlenen Orta Anadolu’da Hatti kültürüne ait Alacahöyük kral mezarlarında ölü hediyesi olarak ele geçen altından kadehler ve gaga ağızlı testiler bu dönemde Anadolu’da şarabın özellikle yönetici sınıflar arasında yaygın olarak kullanıldığını göstermektedir.

Klasik Çağda Anadolu’da Bağcılık

İonia’ya yapılan şarap ile ilgili ilk gönderme ozan Homeros’a (İ.Ö.8.yüzyıl) aittir. Ozan, İliada destanında “Pramnios” (veya Pramnos) adlı bir şaraptan söz eder; ikinci destanı Odysseia’da ise büyücü Kirke’nin Odysseus ve arkadaşlarını Pramnios şarabı ile sarhoş edip alıkoyduğunu anlatır. Pramnios’dan daha sonraki yüzyıllarda Aristophanes, Athenaeus ve yaşlı Plinius gibi yazarlar da övgü ile söz ederler.

Smyrna (İzmir): Aiolis ile İonia arasında sınır oluşturan Smyrna ile ilgili ilk referanslar içinde Homeros’un sözünü ettiği Pramnios şarabı en başta yer alır. Homeros Pramnios şarabının üretildiği yeri belirtmezken, 8 yüz yıl sonra Yaşlı Plinius daha kesin konuşur. Homeros’un da içinde yer aldığı destanlar çağında Pramnios şarabının sek içilmediğini, peynir, un ve bal ile karıştırıldığı anlatılmaktadır. Anlatılanlara göre ne tatlı, ne de koyudur; buruk, tok ve kuvvetlidir.

Strabon ise Yaşlı Plinius’dan önce Smyrna şarabını gerek keyif gerekse tıbbi kullanımlar bakımından değerli şaraplar arasında sayar. Romalı tarım yazarı Marcus Terentius Varro (İ.Ö.116-27) Smyrna’da deniz kıyısında yetişen asmaların yılda iki kez ürün verdiğini yazarken, Yaşlı Plinius’a göre yılda üç kez ürün alınmaktadır.

Erythrai (Çeşme-Ildırı): Antik dönemin yemek ve içki uzmanı Athenaeus “Deipnosophistai” adlı eserinde Erythrai şarabının “yumuşak ve kokusuz” olduğunu söylerken, burada “üzüm salkımlarının dolgun ve verimli büyüdüğünü” işaret eder. Strabon’un verdiği bilgiye göre “Mimas’da yaşayan Erythraililer arasında [Herakles] “İpoktonos” [böcekkıran] olarak kutsanır, çünkü o İps denen bağ kurdunun kökünü kurutmuştur, derler ki yaratığın bulunmadığı tek arazi Erythraililerinkidir”.

Teos (Seferihisar-Sığacık): Bağcılığı ve şarabı hakkında bilgi veren günümüze ulaşmış bir antik kaynak olmamasına karşın Hellenistik dönemde inşa edilmiş bir Dionysos Tapınağı’na sahip olması ve sikkelerinde görülen üzüm salkımı tasvirleri Teos’un, bölgenin bağcılığına ve şarap üretimine katkısının küçümsenmemesi gerektiğini göstermektedir (Resim 9). Dionysos Teos’da “Setaneios” takma adı ile de anılmıştır. Bu, genellikle toprak ürünleri için “bu yıla ait” (primeur) anlamında bir sözcüktür. Dionysos Teos’da taze şarabın tanrısı olarak saygı görmüş olmalıdır.

Metropolis (Torbalı): Metropolis kenti Strabon tarafından iyi ve kaliteli şarap üreten antik kentler arasında sayılır.

Ephesos (Selçuk): Şarabının kalitesi ile ilgili 3 antik yazardan 3 farklı bilgi almaktayız. Hekim Dioskorides Ephesos yakınlarındaki bağlardan elde edilen ve Phygelites (Phygela Şarabı) olarak adlandırılan bir cins şaraptan söz eder. Bu şarap hafifti ve mideye iyi gelmekteydi. Athenaeus ise Ephesos’a yakın bir köy olan Latoreia’da bölgenin en kaliteli şarabının elde edildiğini bildirir. Yaşlı Plinius ise bu bilgilere karşın Ephesos şarabının, deniz suyu katıldığı için mideye zararlı olduğunu ve kaynatarak içilmesi gerektiğini yazar.


Anadolu’da Bağcılık Kısa Tarihi

Anadolu, bağcılık ve şarap sanatının doğum yerine çok yakındır ve bu sanatın büyüdüğü en yakın beşiklerden birisidir. Arkeolojik ve genetik kanıtların da gösterdiği gibi çok sayıda yabani asma çeşidinden birisi, belki de en uyumlusu vitis silvestris kendini insanoğluna Kafkas Dağlarının güneyinde, Karadeniz ile Hazar Denizi arasındaki düzlüklerde ve alçak tepelerin yamaçlarında teslim etmiş olmalıdır. Bağ ve şaraba ilişkin başlangıç efsaneleri, kutsal kitaplardaki öyküler ve onları destekleyen arkeolojik veriler bu coğrafyada yoğunlaşır. Gürcistan ve Ermenistan, Van Gölü çevresi, Iğdır, Azerbaycan, Batı İran ve Zagros Dağlarını içine alan bir kuşak içinde insanoğlu yerleşik hayata geçişinden çok önce tatlı meyvesinin ve şırasının peşinde olduğu vitis silvestris’i vitis vinifera’ya dönüştürecek sabrı ve zekâyı göstermiştir. Araştırmacılar vitis silvestris’in iki alt türünü saptadılar: vitis vinifera silvestris ve vitis vinifera var.sativa.

Paleobotanikçiler özellikle Verimli Hilal (Zagros, Doğu Toroslar, Amanos ve Lübnan dağlarının oluşturduğu hilal formlu coğrafyanın adı) adı verilen bölgedeki Neolitik iskanlarda yapılan arkeolojik kazılarda ele geçen üzüm çekirdeklerini inceleyerek ilk kültür asmasının ne zaman ortaya çıktığını saptamayı hedeflediler. Yaklaşık günümüzden dokuz bin yıl önce yaşamış, Lübnan, Suriye, Türkiye, İsrail ve Yunanistan’daki Neolitik iskanlarda yapılan kazılarda çok miktarda üzüm çekirdeği, kömürleşmiş meyve ve salkım kalıntıları gün ışığına çıkarıldı. Bunlar, formları ve boyutlarından hareketle yabani üzüm çekirdeği olarak teşhis edildiler. Aslında yabani üzüm ile kültür üzümü çekirdeklerini birbirinden ayırmak her zaman kolay olmamakta; geniş bir çekirdek koleksiyonunun dikkatli gözlemlenmesi ile farkı tespit etmek mümkün olmaktadır. Kazılarda elde edilen çok sayıda üzüm çekirdeği, Erken Bronz Çağı’ndan Geç Bronz Çağı’na, yani günümüzden 5000-3100 yıllarına kadar yabani üzümden kültüre alınmış çeşitlere doğru bir değişimi göstermektedir.

Vitis vinifera var. sativa olarak tespit edilen en eski kültür üzümü çekirdekleri ise Gürcistan’da bulunmuştur. Yaklaşık günümüzden 7 bin yıl önceye tarihlenen yerleşme tabakalarında ele geçen bu çekirdekler, bu tarihlerde Kafkasların güneyindeki bölgede asma yetiştirildiğini göstermektedir. Bu tarihten sonra asma kültürü Lübnan, Suriye, Filistin, Anadolu ve Yunanistan’a yayılmış olmalıdır.

https://ekozelorganik.com/